252

İblis’in İnsanlığa Mirası: Kibir

Hani bir gün Ebu Cehil elinde taşlar varken İki Cihan Güneşi’nin (s.a.v) yanına geldi de; “Madem peygambersin, madem göklerden haber verdiğini söylüyorsun, haydi elimde ne olduğunu bil” dedi.

Peygamber-i Zişan Efendimiz (s.a.v.) ona şöyle cevap verdi: “Ey Amr Bin Hişam, ben mi sana onların ne olduğunu söyleyeyim, yoksa onlar mı sana benim kim olduğumu söylesin?”

Ebu Cehil şaşırmıştı: “Kuşkusuz ikincisi daha ilginç olur, haydi yap bakalım!”

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Bizi, her şeyi konuşturan Allah (c.c.) konuşturdu” meâlindeki ayet-i kerimeyi, kutlu kitaptaki o ilahi mesajı okudu. Akabinde Ebu Cehil’in elindeki taşlar dile geldi:

“Eşhedu enne Muhammeden abduhu ve resuluhu…”

Her zamanki gibi hüsrana uğrayan Ebu Cehil, sinirle elindeki taşları fırlattı ve oradan uzaklaştı.

* * *

Kibir, hepimizin bildiği üzere; kişinin zenginlik, makam, ilim, güzellik, soy gibi farklı meziyetleri nedeniyle kendisini çevresindeki insanlardan üstün hissetmesi, hatta o çevresini hakir, aşağılık görmesidir, dahası bir hastalıktır.

İblis’in (Allah’ın laneti onun üzerine olsun), Hz. Adem’e (a.s.) secde etme emrini “O topraktan, bense ateştenim. Ben ona secde etmem.” emriyle çiğnemesiyle başlayan bu çirkin huy, tarihin de hemen hemen her döneminde kendini göstermiştir.

Nitekim kendisini Hak yoluna çağıran Hz. İbrahim’i (a.s.) ateşe atmak niyetindeyken canını küçücük bir sivrisineğe teslim eden Nemrut; Hz. Musa (a.s.) için ortadan ikiye ayrılan nehirden kendisinin de geçebileceğine inanan ama yanıldığını anlayınca “Musa’nın Rabbine sığındım” diye feryat eden Firavun; giriş kısmında anlatılan Mesnevi’den alıntı kıssada da olduğu gibi “Peygamberlik bizim gibi kabile önderleri dururken yetim Muhammed’e mi gelecek?” şeklinde aşağılık bir kibriyata giren ‘cehaletin babası’ Ebu Cehil kibirle ilgili en çarpıcı, en ibretlik öyküleri teşkil ederler.

* * *

Kibrin en önemli sebebi, hiç kuşku yok ki kişinin Rabbini tanımaması ve bilmemesidir. Yoksa O’nu tanıyan, kulluk şuur ve bilincinde olup Allah’a karşılı saygılı olan bir insanın kibir çukuruna düşmesi mümkün değildir.

İnsanı küfre kadar götürebilecek bu yaman tehlike karşısında Rabbimiz, biz kullarına öyle mesajlar vermektedir ki, bu mesajları alan insanın halâ kibir bataklığında debelenmesi akıl işi olamaz:

“Hatırlamaz mı insan, bir zamanlar hatırlanmaya değer bir şey bile değildi!” (İnsân-1)

“İnsan, bizim, kendisini az bir sudan (meniden) yarattığımızı görmedi mi ki, şimdi kalkmış bize apaçık bir düşman kesilmiştir?” (Yasin-77)

* * *

Bir damlacık sudan yaratıldığını unutup da “bu benim eserim, şu benim mülküm, ben falancanın soyundan geliyorum” hezeyanlarına sahip insan ne de nankör!

O halde Rabbimizi tanımalı, dünyevi anlamda çevremizden farklı vasıf ve varlıklara sahip olsak da bunların Allahu Teala’nın rahmetiyle bizlere bahşettiği nimetler olduğunu idrak etmeli ve bu nimetlere şükretmeliyiz.

Bir müslümana yakışan da bu alçakgönüllüğü ve Allah’a itaati göstermektir.

Alçakgönüllülük insanı ateşten kurtarır. Çünkü Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) buyurdukları gibi;

“Kalbinde zerre-i miskal kibir bulunan kimse cennete giremeyecektir.”

BENZER YAZILAR

Bir cevap yazın