Geçtiğimiz hafta içerisinde Suriye’nin İdlib kenti, Suriye diktatörü zalim Beşar Esad’ın kimyasal saldırılarına maruz kaldı. Çoluk çocuk, kadın erkek, genç yaşlı yine binlerce insan dünyanın gözleri önünde vahşice katledildi.

Suriye’de yıllardır büyük bir nefret ve despotlukla kendi halkına karşı inanılması güç bir zulüm uygulayan, yüz binlerce insanı öldürüp milyonlarcasının yurtlarından olmasına neden olan bu lâin diktatör; bunları yaparken de en ağır, en vahşi, en acımasız yöntemleri kullanmaktan geri durmuyor.

Peki dünya bu katliamlar karşısında ne yapıyor? Londra’da, Paris’te, Brüksel’de, Stockholm’de gerçekleşen terör saldırılarında öldürülen üçer beşer kişi için dünyayı birbirine katanlar, söz konusu İslam coğrafyası olunca milyonların katledilmesine sırtlarını dönüyorlar, kulak tıkıyorlar.

Bu noktada yanlış anlaşılmaya mahal vermemek adına şunu izah etmem gerekir, anlatmak istediğim oradaki bir terör saldırısında ölen birkaç insanın canının önemsiz oluşu değil elbette. “Yaradılanı Yaradan’dan ötürü severiz” şiarına, düsturuna sahip olan bizim inancımız buna izin vermez. Oralarda öldürülen masum insanların hesabı da elbette sorulmalı. Benim muradım, Batı’nın bu zulümler karşısında nasıl sessiz kaldığını anlatmak.

Tam bu düşüncelere dalmış iken, aradan geçen birkaç günün ardından Amerika Birleşik Devletleri’nin Suriye’ye füze saldırısı gerçekleştirdiği haberiyle uyandık bir sabah.

Görünüşe bakılırsa Vietnam’da, Afganistan’da, Irak’ta ve muhtelif daha birçok dünya ülkesinde on yıllar boyunca doğrudan veya dolaylı olarak milyonlarca çocuğun kanının akmasına sebep olan ABD, şimdi Esad’ın kimyasal silahlarla çocukları öldürmesinin hesabını sormaya geliyordu(!)

Yerseniz!

İstiklal Şairi Merhum Mehmet Akif ne de güzel söylüyor:

“Bir kızarmaz yüz buldun ya ey cani, bürün;

Hem bütün dünyayı karıştır, hem yapıcı görün!”

İçeride ve dışarıda bazı çevreler ise kafalarını devekuşu misali toprağın altına gömüyorlar, bu füze saldırısının gerçekten de ABD’nin insanî(!) duygularla yapmış olduğu bir faaliyet inanıyorlar, “Esad layığını buldu sonunda” diyorlar.

İnsan sormadan edemiyor, nasıl bu kadar ahmak olunabilir? Amerika Birleşik Devletleri’nin Suriye’yi “tamamen duygusal(!)” nedenlerle cezalandırdığına inanan bu çevrelerin akıllarına Gazze’deki, Ramallah’taki bebeler hiç mi gelmedi, gelmiyor? İsrail terör devletinin onlarca yıldır Filistin halkına uyguladığı zulüm, oradaki insanları zorla yerlerinden etmeye çalışması, ele aldığı yerlere yeni yerleşim birimleri inşa ederek adeta despotça işgal etmesi, yeri geldiğinde çocuk çocuk demeden şehirleri bombalaması karşısında o “şirin mi şirin insan hakları savunucusu(!)” ABD’nin dili mi tutulmuştu, gözleri mi bağlanmıştı?

Bunu neden kimse sormuyor?

Şunu anlayalım artık; ne atılan kimyasal silahlar, ne de ölen kadın ve çocuklar ABD’nin umrunda! Menfaati yoksa şayet, emin olunuz, Çin nüfusu kadar çocuk ölse bile Amerika’nın kılı kıpırdamaz.

Rusya’ya, İran’a, Çin’e ve Esad’a destek veren diğer ülkelere verilmek istenen “bak ben de buradayım” mesajından başka bir şeymiş gibi durmuyor bu. Ha bir de, Obamacare isimli sağlık yasasını iptal eden ve Müslüman bazı ülkelere vize yasağı koyan Donald Trump’ın zarar gören imajını düzeltme ihtiyacı da cabası olabilir.

Bunlar da bizi zerre kadar ilgilendirmez. İlgilendirse bile bu “Aferin Amerika’ya, gördün mü ne iyi etti Esad’ı bombalamakla” şeklinde olmaz.

Meseleye kader perspektifinden, öteler ötesindeki sonsuz kudret sahibi bir gücün insanlığa indirdiği mesajlarından bakınca da “El Adl, zalimi zalimle cezalandırıyor” demekten kendini alıkoyamıyor insan. Zira Rabbimiz, bu durumu Kuran-ı Azimüşşan’da öylesine açık, öylesine net bir biçimde bizlere anlatıyor ki… İnsan hayretler içinde kalıyor, “bu ayet tam da bu durum için indirilmiş olmalı” diyor;

“İşte biz, kazanmakta oldukları günahlar sebebiyle zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmına böyle musallat ederiz.” (EN’AM/129)

Ve son bir şey… Her ne olursa olsun olan bedeli ödeyenler de hep müslümanlar oluyor. Rusya, Çin, İran, Kuzey Kore bir tarafta; ABD ve Avrupa diğer tarafta… Filler çarpıştıkça olan hep çimlere olur ya hani, dünyanın iki tarafındaki sırtlanlar bloğunun arasında kalan kimsesiz, başsız, çaresiz müslümanlara oluyor ne oluyorsa.

Allah bu ümmeti muhafaza buyursun inşallah!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz